Son zamanda Giresun gündemi müjdeli haberlerle çalkalanıyor.
“Fındık fiyatı yükseliyor”
“Karadeniz’de petrol bulundu.”
“HES yatırımları Giresun’un kaderini değiştirecek”
“Dünyanın en büyük altın rezervi Bulancak’ta bulundu”
Ama hiçbiri beni sevindiremiyor. Düşündüm neden diye… Altını sevmediğimden mi? Fosil yakıtı sevmediğimden mi? HES’leri sevmediğimden mi? Fındığım olmadığından mı?
Ben sevmesem bile bunlar eğer Giresun’un kaderini değiştirecek önemli gelişmelerse ben yine de mutlu olurdum. Hayatım şehrimin üzerine düşünmekle geçti, geçiyor. Ama gazetelerin birinci sayfalarında şehrimin gündemdeki insanlarınca sunulan bu haberler ne yazık ki mutlu edemiyor beni.
Bu konuların içerisinden fındıkla ilgili olanına aslında değinmek istemiyorum. Ama iki söz etmeden de geçmek istemiyorum.
Fındık, fiyat arttığında üreticinin nefes alabildiği bir dert yumağı. Bu nedenle diğer başlıklar arasında en iyisi. Fındık hakkında konuşmak istemememdeki bir neden de gençliğimde iki konuyu öğrenmeyeceğime karar vermiş olmamdır. Geniş bir ilgi alanım vardı gençliğimde, her şeyi öğrenmek istiyordum. Ama kısa zamanda şunu gördüm ki iki konu da gerçek diye birşey yok. İki konuda herkes her şeyi diğerlerinden iyi biliyor. Ne kadar insan varsa o kadar uzmanı var. Bu konular “Fındık” ve “Kıbrıs” konularıydı. İkisinden de uzak durdum. Bunları da bilmeyeyim dedim. Fındıkla ilgili birşey sorulduğunda ben bilmiyorum dedim. “Nasıl Giresunlusun” dediler. “Diğer 80 bin kişi biliyor, ben bilmesem de olur, onlara sorun” diye cevap verdim.
Fındık konusunu bilmiyorum evet, ama genel olarak tarım konusunda şunu biliyorum; dünyada üretici olarak, küçük çiftçi olarak çalışanlar hep fakirdir. İster Paris’in en lüks kafesine kahve üretin, ister en pahalı çikolataya fındık ya da en kaliteli şaraba üzüm verin. Tarımla uğraşanlar fakirdirler. Ürettiklerini mamul olarak sunabilenler zengindir. Yâda o ürünü köylüden alıp mamul yapabilenler. Ancak dediğim gibi, fındığı bilmesem de tarım köylüsünün tüm dünyada fakir olduğunu ve fakir kalacağını biliyorum. Bu nedenle fındığın senelik değişen fiyatlarıyla hiç kimse zengin olmayacak. Sadece nefes alma şansımız olacak o kadar.
Gelelim diğer müjdeler. Karadeniz gibi bir kapalı denizin petrol çıkartılmaya başlandığında nasıl kolayca öleceğini düşünemeyen var mı? En küçük bir kazada denizin ne hale geleceğini? Kaldı ki hiç kaza olma da, petrol çıkartan bu sayede bağımsız ve gelişmiş bir ülke var mı bizim coğrafyamızda?
Ya Altın? Dünyada altın nerede çıkmışsa orda köylüler ölmüş. Orada topraklar zehirlenmiş. Oralarda halklar hala fakir. Dünyanın en büyük rezervi bizde olunca biz nasıl zengin olabileceğiz? Kim olmuş daha önce? Uluslar arası büyük şirketlerin ilgi alanındaki ve tekelindeki enerji ve altın yatırımları gittiği hiçbir yere mutluluk götürmemiş. Sadece açlık, tutsaklık götürmüş.
Büyük şirketlerin kasaları, halkın içtiği su ektiği toprak feda edilerek dolduruluyor.
Bir de bunlara su ticareti eklendi ki sormayın. Derelerin üzerine konulan, para sayma makinesi gibi şırıl şırıl dolar sesi ile çalışacak HES’ler ve onların getirdiği, getireceği sorunları bizler saymakla bitiremiyoruz.
Ama bakıyoruz ki ilimizde birçok kesim sevinç içerisinde. Su havzalarının güvenliği özel şirketlere satılmış, köylü ineğine su içiremeyecek derelerden umurunda değil kimsenin. Köylü içmek için su alamayacak dereden önemli değil. Köylü fındığına çekecek su bulamayacak yakında, onları sömüren sistem bile umursamıyor köylüleri.
Enerjiye ve altına halklar her zaman satılmış satılmaya devam ediyor. Köylü dediğin nedir ki zaten? İçme suyunu marketten plastik şişe ile almalı, ürettiği fındığın fiyatını bir kaç kişinin keyfi belirlemeli, o parayla da deresindeki HES’den enerji satın almalı ve oğlunun düğününde altın takmalı olabildiğince.
Yazımın girişindeki müjdelere tekrar bakarsanız, hepsi ithal müjdeler. Hepsi başkalarının oluşturduğu şartlar ve durumlar sonucu önümüze gelenler. Biri petrol bulacak da biz zengin olacağız, biri altın bulacak da Giresunlu zengin olacak, birisi fiyat verecek de köylü para kazanacak, biri su satacak da biz kalkınacağız.
Bizim umutlarımızı başkaları belirlediği sürece biz dünyadaki tüm fakir halklarla aynı kaderi paylaşmaya devam edeceğiz.
Başkalarının hayallerini ağımıza sakız ederek, sakızı her patlatışımızda çıkan yüksek sesle övüneceğiz.
İyi güzel, fındık kıracağımız altından olacak ama biz içecek suyu nerden bulacağız?

Fındık ve Kıbrıs…. Çok hoş ikili ve haklısın Hakan. Bunları bilmesen de olur :)