kurşunkalem

Karadeniz’de temiz bir dereden kanser üretebilmek…

In kurşunkalem on 26/09/2010 at 18:53

Karadeniz’e akan soğuk suları taşıyan derelerimiz uzun zamandır uluslar arası sermayenin ağzını sulandırıyor.

Su ticaretinin, suyla hiçbir ilgisi olmayan yönlerinin esiri olan derelerimizin sesi soluğu kesildi.  Derelerin ağzı açık kalıyor olan bitenlere.

Derenin yatağına giren ve derenin namus meselesi yaparak her seferinde  evinden kovduğu insanoğlu bu sefer ağızlarından değil kaynağından giriyor derelere.

Kapıdan kovulup bacadan girmek bu olsa gerek.

Derelerini  içindeki balıkla, suyunun berraklığıyla, serinliğiyle tanıyan Karadeniz köylüleri, derelerin, kilowatt, avro, dolar, debi, cansuyu ve km,m3  gibi anlamadığı ve anlamak istemediği ölçüm birimleri ile tartışılmasını şaşkınlıkla izliyor.

Derelerinin aslında çok değerli olduğu anlatılmaya çalışılıyor kw ve avro ile. Oysa Karadeniz’de  derelerin değerinin  bilinmediğini kim söyledi ki bu insanlara?

Sadece değer birimlerimiz farklı.  Bizim için derelerimiz  ne kadar balığa hayat vermesi ile önemli. Ne kadar temiz suyu olmasıyla önemli. Karadeniz’i ne kadar beslediği ile önemli.  Biz de Karadeniz havzasındaki derelerin çok değerli olduğunu biliyoruz.  Bu nedenle anlamıyoruz zaten derelerimize biçilen yeni değerleri.

“boşa akan dereler” sözünü üretebilmiş aç gözlü sermaye için “temiz hava”nın boşuna havada durduğunu keşfetmesi de fazla uzun sürmeyecek. Bunu da biliyoruz.

Ayrıca biliyoruz ki sudan enerji üretmek isteyenlerin derdi yoksul bölgelerin ucuz enerjiye kavuşması değil. Tıpkı su ticareti yapanların, suya ulaşamayanlara su götürme derdinde  olmadığı  gibi.  Düşünsenize ülkemizde su satışı için harcanan plastik şişeleri. Şehir sularımızı içilmez yapmayı  başaran enerji sektörü,  petrol türevi ürünlerin satışı için daha iyi bir yol bulamazdı.

Bir avuç temiz su içmek için bir karış plastik satın almak zorunda kalmamız ne acı değil mi? Ve o pet şişenin üretim aşamasında ve tüketim sonrası doğaya verdiği yük ile tonlarca suyu kirletip içilmez olmasına neden olduğunu düşünsenize.  Yediden yetmişse her insanı bu kirli oyuna dahil etmenin başka yolu olamazdı.

Temiz su  ticareti gerçekten temiz mi? Yoksa suları kirleterek daha çok plastik satılmasına açılan bir yol mu? Su ticareti aslında petrol üreticilerinin bir politikası mı? Bir enerji politikası mı? Şehrimizde içme suyu faturasını zor ödeyen ailelerin ne kadar “içme peti” parası ödediğini bir hesaplayabilen olsa.  Bu ülkede içme suyu ticareti için petrol firmalarına ödenen para ile kaç yılda su havzalarımız temizlenebilir biri hesaplasa. Şimdilik halkın bilmediği bir çok  hesap gibi bu da  bilinmiyor.

Ama Karadeniz’in dereleri üzerinde, Türkiye’nin su havzaları üzerinde yapılan bazı hesapları artık biliyoruz.  Küçük HES’leri nispeten temiz enerji olarak kabul eden biz çevrecileri bile çileden çıkartan hesaplar artık biliniyor.

Dünyanın enerji devleri, karbon emisyonu sınırlarını aştıkları için uluslararası karbon fonuna para ödemek zorunda kalıyorlar. Firmalar  limit aşımı nedeni ile oldukça yüksek vergilendiriliyor. Bu nedenle firmalar ürettikleri enerjinin bir bölümünü temiz enerji olarak üreterek, karbon emisyonuna olumsuz katkılarını  azaltmış  gözükmek istiyorlar.  Böylece milyonlarca dolar kar etmeyi düşünüyorlar. HES’lerimizin yabancı ortaklıklı girişimlerle gerçekleşmesinin temelinde bu yatıyor.

Doğayı kirleten birçok firma ellerini Karadeniz’in temiz sularında yıkamak istiyor.  Oysa Karadeniz’de, karbon emici ormanları ve onları besleyen su sistemlerini bozarak ürettikleri  temiz enerji değil. Aksine sera gazı etkisine katkı sağlıyorlar.

Türkiye’nin 2003 yılındaki EPDK yasasının değişimi sonrası HES cennetine dönmesi 1350 HES’İn planlamaya alınması ve bunların 430 tanesinin Doğu Karadeniz’de olmasının altın işte bu uluslararası teşvikler yatıyor.

Kimsenin aklı ne su da nede elektrikte. Herkes ne pahasına olursa olsun kolay yoldan para kazanma derdinde.

Bu dert ki,  dünyanın 200 önemli doğa alanından biri olan, 25 kritik ekosistemden biri olan, dünyanın en önemli doğal yaşlı ormanlarından birine sahip olan  ve kuzey yarım kürenin en önemli yırtıcı kuş göç alanı olan Doğu Karadeniz’i enerji havzası olarak okutuyor yeni kuşaklara.

Karadeniz çevre hareketinin kanaat önderlerinden Oğuz Kurdoğlu şöyle isyan ediyor : “Her HES tek başına uygun yatırım görülüyor, ama bu HES’lerin toplamının dereye ve havzaya etkisi ölçülmüyor. Cansuları bırakılırken sadece debiye bakılıyor ama havzanın habitat zenginliğine ve bu habitatın su ihtiyacına bakılmıyor. Her 10 km.lik tünel için 200 bin m3 kaya yaklaşık 400 bin ton kaya demektir. Bu binlerce kamyonun gaz ve toz etkisi düşünülmüyor. 600 HES inşaatından çıkan kayayı doğaya bırakmaya devam edersek ölmeye başlayan arıcılığı takiben bölge ekonomisi tamamen çökecek. Firmalar,  4 bin ağaç kestik ama 8 bin ağaç diktik diyorlar. Anlamıyorlar, İnsan orman yapamaz. O alanlara orman diyebilmek için müdahale etmeden en az 150 yılın geçmesi gerekir.”

Yerel denetim mekanizmalarının tamamen devre dışı bırakıldığı HES yatırımları felaketinde bilim adamlarının aklından, yüreğinden ve halkımızın günlük hayatlarından yükselen acılar bitmiyor.

Geçen günlerde TÜBİTAK’ın desteklediği bir araştırma yayınlandı basında. İTÜ Geomatik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tahsin Yomralıoğlu başkanlığında yapılan çalışmanın sonuçlarına göre Karadeniz’de yüksek gerilim hatları boyunca kanser yaygın olarak gözükmekte. Hatlara 600 metre mesafede görülen kanser vakası ile dışındaki kanser vakaları arasında uçurumlar var. Daha da kötüsü şehir dışı olarak öngörülmüş birçok yüksek gerilim hattı bu gün Karadeniz’de şehir içlerinden geçiyor.

Peki, HES’ler bittiğinde ne olacak? 250 km. olan yüksek gerilim hattı Karadeniz’de kaç kilometreye çıkacak?  Bu üretilen enerji nereden nasıl nakil edilecek? Kaç köy, kaç ilçe, kaç belde, kaç kişi daha kanser haritasının içine dâhil edilecek? Enerji nakil hatları ile ilgili bilinmeyen hesapları araştırmaya devam edeceğiz tabii ki ama sanırım anlamakta zorlanacağız.

Derelerden avuçla su içmiş bir kuşak ve bir halk olarak, elinde lap-top çantası ile bize derelerimizi anlatan insanları galiba hiçbir zaman anlayamayacağız.

Yorum bırakın

brukselden

yeni gelenler için bir rehber

sembolik

sunay demircan

köpekler ve insanları

köpeklere dair ne varsa bilmek isteyenlerin buluşma yeri

küçük evim'in güncesi

"Önce insan evini şekillendirir, sonra evi insanı"

hakan adanır

"biz incir ve ceviz gibi çiçeksiz meyve verenlerdeniz"

WordPress.com News

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.