Şehrin nüfusu yüz bine dayansa da dağlarımızdan toplayıp getirdiğimiz alışkanlıkların izlerini görmek mümkün.
İl dışında bir Giresunluyu yüksek sesle konuşmasından tanırız hepimiz. Köylerdeki dağınık yerleşimle ilişkili olduğu söylenen bu alışkanlık şehir hayatında son bulmamış. Yanındaki insanla, derenin sesinin bastırırcasına ya da karşı tepedeki eve duyuracakmışçasına yüksek sesle konuşan arkadaşlar hepimizin çevresinde vardır. Bu kişiler genel olarak sesini fiskos seviyesine de indiremezler. Çocuk uyanacak diye ikaz etseniz de en fazla iki cümleyi kısık sesle konuşur, sonra fiskostan çıkar ve normal konuşma biçiminin en düşük seviyesinde konuşmasına devam eder.
Apartmanlarda merdiven boşluğu yankısıyla büyümeyen kişiler kısık sesle konuşmayı pek başaramazlar. Köyden inen ilk kuşağı apartman boşluklarındaki seslerinden tanımak oldukça mümkündür. Merdivende ve banyoda onların tüm gizli söylemlerini istemeden de olsa duyabilirsiniz.
Dağınık yerleşim merakı da içinde taşır. Köyde karşı tepedeki evin içi hep merak edilir. Orada olup bitenler tahmin edilir. Eve giren çıkandan, geliş gidiş saatlerinden, kıyafetlerinden, arabalarından ve hayvanlarından tahminler üretilir. Hayatları ile ilgili fikirler üretilip konuşulur. Sonra diğer yakadaki evle bu yorumlar paylaşılır. Sonra o da komşusu bile olmadığı diğer bir eve bu bilgileri yarı gerçekmiş gibi ulaştırır.
Köylerin bilgi toplumuna geçmesi bu nedenle uzun sürer. Bilgi sınırlıdır. İletişimi sınırlıdır ve güvenilir değildir. Daha da önemlisi bilgi kaynağından gelmemektedir. Bilgi ihtiyaç için edinilmemiş, bir masal olarak üretilmiştir. Ancak tüketimi sırasında karşıladığı bir ihtiyaç vardır: Takas
Takas ekonomisi Anadolu halkını misafirperver yapan önemli etkendir. Köye bir yabancı geldiğinde herkes onu evine misafir etmek ister. Bu misafirlik sonunda yolcudan büyük şehirlerdeki bilgiler, siyasetteki gelişmeler gibi uzaklarda olup bitenler öğrenilir. Yolcunun karnı doyar, sıcak bir yatağı olur ev sahibinin ise bilgi küpü dolar. Yaşanan bu takası takip eden günlerde ev sahibi köyünde göğsünü gere gere dolaşır, kahvede büyük şehirlerde olup bitenleri anlatırken gururlanır. Bilen kişi olmanın ağırlığını uzun süre taşır.
Bu takas şekli günümüzde tarım turizminin de altında yatan önemli bir gelenektir.
Basit anlamda uzakla ya da yakınla ilgili bilgiler, komşunla ilgili bilgiler takas edildiğinde insanı seçkin kişi yaptığı ve yapacağı bilgisini refleks edinmiş köylü şehirde de bu takası yapmaya çalışır.
Özellikle ekonominin üretim zincirine dâhil olamayanlar ellerindeki bu geleneksel takas metodu ile yaşamaya devam etmeye çalışırlar. Şehrin üretkenliği durduğunda da bu kişilerin ellerindeki masallarla siyasete ve medyada da yer aldığı ya da yakın komşuluk ettiği görülür.
Bazen bu kişilerin masallarına birisine anlatmadıkları, sadece yalnız kaldıklarında masallarını yüksek sesle kurguladıkları olur. Ancak seslerinin merdivenden ve havalandırma boşluklarından şehre yayıldığını bilmezler.
Yankı çocukları da bu sesleri alıp dolaştırır.
Köylerdeki sınırlar keskindir. Evlerde havalandırma boşlukları, merdiven kovaları, asansör boşlukları yoktur. Ortak kullanım mekânları ise zaten hayal bile edilemez. Tek bir yerde buluşulur: Kahvede “bilgi” paylaşımı için.
Köy yaşamının insanı diğeri ile ilgili merak etmeye ve onunla ilgili araştırma yapmaya, fikir üretmeye zorlayan uzaklıkları ve kahve hayatı. Bahçe sınırlarının keskinliği ve taviz verilmezliği. Gerektiğinde bir fındık ocağı için adam vurulabilmesi şehir hayatının da zamanla parçası oluverdi.
Şehirde ortak mekânları kullanmaya alışamayan dağınık yerleşim insanı, mırıldanırken kentte yankı uyandırdı. Sesi gür diye önce ona inananlar oldu. Sonra bu gürlüğün altında yatanlar ortaya çıktı. Alan paylaşamayan insanlar için şehir zordu çünkü burada bilmedikleri başka alanlar vardı: sosyal hayatın fiziki olmayan alanları.
Siyaset yapan siyasetin en iyisini, dernekçilik yapan dernekçiliğin en iyisini, eğitim veren en iyi eğitimi biliyordu! Mimar en iyi mimardı, mühendis en iyi mühendis!
Eskiden meslekler oturup tartışırken kimse bir şey tartışamaz oldu birden bire. Kimse özeleştiri veremez oldu. Mimarı eleştirmek, dernekleri konuşmak, siyasetçiyi tartışmak suç olmaya başladı. Sonra herkes kendi alanında konuşsun sözünü duymaya başladık. Köydeki sınırların şehrin fiziki olmayan ortamına taşınmasıydı bu birazda. Bir mesleki disiplinin başka bir mesleki disipline katkı sağlamasını durdurmaya başlayan bu süreçte susmalar başladı. Sözler çatallaştı. Biri diğerinin alanı ile ilgili konuşursa arazi sınırını ihlal etmiş gibi suçlandı.
Kim neyi, ait olduğu tüzel kişiliği adına nerede konuşmalı? Kim nasıl anlatmalı tecrübesini? Kişisel tartışmalar nasıl bir zeminde yürütülmeli? Hepsi birbirine karıştı ve sınırlar keskin çizilmeye başladı. Şehir plancı bölgeyi, mimar binayı, siyasetçi içindeki adamı, kimisi sokakta yatanları, kimisi konamayan kuşları konuşmalı ama hiç kimse bunların hepsi ile ilgili bir yorum geliştirmemeliydi. Bizden istenen buydu. Bir kent insanı kentiyle ilgili konuşulunca mimarlar ne derler “mimar değil mühendis değil”. Şehir hayatı çok acı bir şekilde köydeki sınırlardan bilgisayar ekranının soğuk sınırlarına bürünmüş durumda.
Dağınık yerleşim modelinden kentin dar sokaklarında dağınık toplum modeline geçerken, saygıyı, sevgiyi ve güveni nasıl korumalıyız? Bilgi gerçek olarak nasıl üretilmeli ve nasıl temiz kalmalı? Bunun için Giresunluya çok iş düşüyor. Aksi halde yankıların esiri olarak kalacağız, kentin apartman boşluğunda yaşayan insanları herkesi oraya çekmek istiyor. Onların evine yerleşmeleri için bir şeyler yapmalıyız.
