kurşunkalem

Archive for Haziran 2025|Monthly archive page

Giresun Adası’na tesadüfen hızlı bir giriş

In Doğa Koruma on 29/06/2025 at 11:47

Ali Murat Yılmaz “Abi bu adayı neden anlatmıyorsun. Unutuluyor anlatmayınca, anlatmalısın” dedi. Beni zayıf noktamdan yakaladı. Adayı gören bir kıyıya gittik. Bi anda aklıma gelenleri kısaca anlattım.

Biliyorum ki bilinmeyen veya unutulan çok parça var bu hikayede. Anlatmak, hatırlatmak gerekiyor. Ali Murat isteyince bir giriş yapmış oldum. Beni anlatmaya başlamak zorunda bıraktığı için kendisine teşekkür ediyorum.

Daha uzun ve detaylı anlatırım bi gün. Şimdilik bunu biraz izleyelim. Hikayeye girmiş olalım.

20 yıl süren bir mücadele ve lobi çalışmaları ile adayı nasıl koruduk? Yatırımcılara hazır hale nasıl geldi? Çivi bile çakmadan nasıl yatırım yapıldı? Bu güzide yatırımcılar kimler? Adayı koruyarak turizme kazandıran bürokratlar ve politikacılar kimlerdi? Ada üzerindeki turizm beklentisi karşılanırken adayı korumayı nasıl başardık? Yılda 30-40 bin turist ağırlarken vahşi doğa kendisini nasıl korudu? Bu örnek hikayeye bile zaman zaman karşı duranlar bugün Giresun Adası yatırım saldırısına uğramışken neden suskun? Neden kimse adadaki turizm ve koruma başarısını görmezden geliyor? Ben neden küskün ve heyacansız kalıyorum artık? Giresun’da doğa turizmini tetikleyen Giresun Adası girişimi kimler tarafından nasıl sahipsiz bırakıldı? Hepsini anlatacağım tabi. Ama hadi pamuk parmaklar bi tıklasın bu giriş videosu izlensin bakalım :) yani anlattığımda dinleyen kimse var mı bi görmek istiyorum yarım göz :)

Başlayalım mı anlatmaya?

Taşbaşı Parkı -3 “Benim Taşbaşım”

In kurşunkalem on 08/06/2025 at 15:11

Pandemiden yeni çıkmıştık. Danışmanlığını yaptığım Zifin Hotel Giresun şehir merkezinde de otel yatırımı yapma kararı vermiş ve hazırlıklarına başlanmıştı. Ünlü iş insanı, başarılı kışkırtıcı (insanları harekete geçirme yeteneği olan girişimci) Enver Yücel şehrimizin kalkınması için fikirler ve girişimler tasarlıyordu. Ludis Otelciliğin yapacağı merkez otelinin yanında ise Taşbaşı Parkı bomboş ve terkedilmiş halde duruyordu. Pandemide entübe edilmiş ve bir daha da eski enerjisine kavuşamayacak hastalar gibiydi. Ama bir yandan da park gözümün içine bakıyordu. Kimsenin ilgilenmediği bu yaşlı ve onurlu parkın bakışlarını görmezden gelemezdim. Bir yandan ben de eskisi gibi genç değildim. Ama bu şehrin en güzel sokağını ben ve arkadaşlarım yaratmıştık, bu şehrin adasını koruyarak turizme kazandıran yine bizdik… Kulakkaya Yaylası’ndaki değişim rüzgarı bizlerin esintisiyle harekete geçmişti. O zaman dedim; “Bunu da yaparız, bu parkı da kurtarır, bu parkı da Giresun’a kazandırırız”

Hayatımın hiçbir zamanında bişi talep eden birisi olmadım. Şehrin valileri, vali yardımcıları, belediye başkanları bilir. Çocukluğumdan bu yana kamu yararı için çalışmış, kamu yararı için istemiş ve hayallerimi gerçekleştirmek için kamudan çoğu zaman sadece gölge etmemesini beklemişimdir. Hayatımın önemli bölümünü bu riskleri alıp, bu şehir ve dünya için iyi şeyler yapmakla geçirdim. Gençken şehir için, hayallerim için aldığım risklerin aslında şahsi değil ailemin de riskleri olduğunu çok idrak edemiyordum. Ama düşünmekten, üretmekten, çalışmaktan ve hayallerimi gerçeğe dönüştürmekten vaz geçemiyordum. Zamanla bu riskleri daha iyi kavradığımda da bu nedenle bişey değişmedi. Neyse işte, Taşbaşı Parkı yaşlı bir Yalı Kayığı gibi barınağına çekilmiş duruyordu. Limanın tozunu gürültüsünü ve beton örtülerini üzerine çekip kıvrılmıştı bir köşeye. Başına geleceklerini bekliyordu çaresiz.

Park gündemime geldiğinde tesadüfen İzzet Yılmaz’a denk geldim. Parkın işletmecisiymiş kendisi ve sevgili eşi de benim liseden iyi bir arkadaşımdı. İzzet’le parkı konuştuk. İzzet parktaki işletmesini devretmek istiyordu. Bana açık açık tüm zorlukları anlattı. İzzet Yılmaz parkı devretmek için yerel gazeteye ilan da verdiğini söyledi ve ilanı gösterdi. Kimse aramamış bile. “Fiyatını dert etmiyorum da kimse parkı istemiyor bile” dedi bana. Sonra anlaştık İzzet Bey’le. Parkın işletmesini devir aldım.

(Taşbaşı Parkı’nı devraldığım gün İzzet Yılmaz’la çekilmiş hatıra fotoğrafımız.)

Şimdi önümde zorlu bir yol vardı. Tarihi parkı yeniden canlandıracak ama tarihi değerlerini de koruyacaktım. Yapabilir miydim? Bu zamana kadar neyi istesem yapmıştım. Sadece buna güveniyordum. İzzet’in yaşadığı zorlukları ben aşabilir miydim? Bundan emin değildim. Ama deneyecektim.

  • İzzet’ten park işletmesinin en eski metal masalarını satın aldık,
  • Ahşap sandalyelerle ortamı tamamladık,
  • gençler için parka uygun yeni cam masalar ve rattan sandalyeler de aldık,
  • geniş bir yiyecek ve içecek menü oluşturduk,
  • Park hem doğal ve tarihi gücünü koruyacak hem de yeni nesile kendisini sevdirecekti,
  • hem menü tasarım olarak aşağıdaki noktaya ulaşmıştık.

Zorluklarla çok hızlı ve şiddetli yüzleştik. Pandemi döneminde kapalı kalan parka ballyciler sahiplenmişti. Gözlenlediğim kadarıyla park dinlenme alanı olmaktan çok ticari bir alana dönmüştü. Hap, Ot ve kadın ticareti yapıldığı açıktı. Hava kararmaya başladığında çok farklı bir kitle parka doluyordu. Parkın şenlenmeye başlamasından rahatsızlardı. Bunu da açık açık belli ediyorlardı.

  • Akşamları masalarını dağıtıyorlar, kırıyorlar ve yakıyorlardı.
  • Çalışanlarımı tehdit ettiklerinden kasayı gün kararmadan yapıp parktan çıkmak zorunda kalıyordu. Bu nedenle park akşamları işletilemiyordu.
  • Giresun valisi açık alanda, parklarda alkol yasağı ile o dönem gündeme geldi. Ancak parklarda serserilerin alkol tüketmesini engellemek bir yana neredeyse teşvik ediyorlardı. Çünkü aşağıdaki görüntülerin sahipleri hiçbir ceza almıyordu.
  • Giresun Belediyesi ve Giresun Valiliği aynı zamanda İl Emniyet Müdürlüğü konu karşısında hep sessizdi. Parkta madde kullanan gençler sürekli kavga ediyor, tacizler yaşanıyor, bıçaklamalar oluyor, biz polis çağırdığımızda polis olay yerine geç geliyordu. Bazen de gelmiyorlardı. Ama sorarsanız Giresun Valisi şehrin parklarında alkol kullanımını yasaklamış ve muhafazakar siyasete selamını çakmıştı. Gerçek ise farklıydı. Şehrin en önemli parkı olay mahaline dönmüş ve düzeltmesi için de yeni kiracısından meden umuyordu. Oysa ben devlet kurumlarının işini onlara rağmen yapmaya çalışıp kentime fayda sağlamaya çalışacak enerjisi artık bulamıyordum. Hani insan bir yerden sonra onlar da bişeyler yapsın istiyor. Ama olmuyordu. 2 sene kaldığım parkın son senesinde CHP’den milletvekili adayı olmuştum. Kimi arkadaşlar “CHP’li olduğun için seni parktan atmak istiyorlar ve mobing yiyorsun” diyorlardı. Ama açıkcası benim kafam öyle çalışmıyor. Ben düzeltilebilir sorunlar olarak görüyordum bunları ve her zaman olduğu gibi yöneticilerin beceriksizliklerine bağlıyordum. Ancak şu da açıktı ki park işletmesini ben aldıktan sonra;
  • Şehrin her yerine çiçek diken Park ve Bahçe Müdürlüğü artık Taşbaşı Parkı’nı çiçeklendirmiyordu.
  • Parka artık belediye temizlik ekipleri uğramıyordu.
  • Parkın tuvaleti açılmıyor ve temizlenmiyordu. Üstelik parkı gece gündüz kullanan halkın tuvaletini de bizim temizlememiz bekleniyordu. Yani kiralanan yerin mal sahibi hiç bir sorumluluğunu yerine getirmiyor üstelik onları da benden bekliyordu.
  • Parkın aydınlatılması için çok uğraştım ama park yıllarca karanlıkta bırakıldı. Benim masa aydınlatmalarım parka yeterli olamazdı ve güvenliği sağlayamazdı. Ancak park hiç aydınlatılmadı.
  • “Güvenlik için akşamları kapılarını kapatın” dedim ama kapı yapılmadı bile.
  • Şehrin yöneticileri göz göre göre bir parkı gözden çıkarmıştı.

Peki bütün bunlar olurken size samimiyetle soruyorum. Tamam, bazı insanlar parkı kurtarmak için elini taşın altına sokamıyor olabilir. Risk alamıyor olabilir. Herşeyi başkasından beklemeye alışmış olabilir. Ama size soruyorum. Tüm şehir bu olanları izlerken, AK Partili Giresun Belediyesi’ni eleştiren bir CHP’li gördünüz mü? Pakta benim verdiğim mücadeleye destek olan birisini gördünüz mü? Güvenlik sorununu dile getiren birisini gördünüz mü? Belediye tüm parkları pırıl pırıl yaparken buraya uğramazken bunu hiç dert edineni gördünüz mü? Benim yanımda olan, parkın yanında duran kaç kişi gördünüz. Ben açıkcası Yusuf Durak’tan başkasını görmedim. O her zaman sordu, tartıştık, konuştuk. Hak verdi bazen, bazen beni de eleştirdi ama eksikleri hep gerçekçi gördü. Ben bu parkın yeniden kazanımı için çalışırken, beni eleştirmekten utanmayan birçok insan bugün park imara açılıyor, üzerine yapı yapılmasın, cami olmasın, medrese olmasın diye çırpınıyor. Biliyorum bunlar da yalancı çırpınmalar. Modası, geçince geçer sizin hevesleriniz. Ama ben yaşadıklarımı biliyorum. Ben rastgele yaşayan birisi değilim. Her yaptığımı bilerek ve planlı yapmaya çalışan birisiyim. Tabi ki hata da yapıyorum. Ancak inandığım değerler için de, hayallerim için de var gücümle çalışan birisiyim. Kamu eli ile çözemediğim konuları ticaret yolu ile çözmekten de geri durmam. “Kar amacı gütmeyen şirketler” diye bişi bilir misiniz? Bilmeyebilirsiniz. Girişimlerini kenti ve toplumu dönüştürmek için, iyileştirmek için yapan insanlar bilir misiniz? Bilmeyebilirsiniz. Bunun için sizi suçlayamam. Ama bir durup düşünün. Bu parkın bugünkü tartışmalar içinde kalmasında hiç mi payınız yok? Parkı yaşatmak için ne yaptınız? Yapanlara ne kadar destek oldunuz? Onların dertlerini ne kadar dinlediniz?

Eğer elinizden geleni siz yapmamışsanız bilemem. Ben elimden geleni yaptım.

Geçmişte parkı yıkımdan kurtaran girişimin başındaydım. Merak ediyorsanız lütfen 👇 bu yazıyı okuyun.

Parkı bugünün ihtiyaçlarını da karşılayarak geleceğe taşıyacak projelerin hazırlanmasını da sağladım. Merak ediyorsanız lütfen bu yazıyı okuyun 👇

Elimden gelen budur.

Biraz uzun anlattım farkındayım. Ama ne yapayım kimse anlatmıyor. Anlatmak da bana kalıyor. Hoşgörün.

brukselden

yeni gelenler için bir rehber

sembolik

sunay demircan

köpekler ve insanları

köpeklere dair ne varsa bilmek isteyenlerin buluşma yeri

küçük evim'in güncesi

"Önce insan evini şekillendirir, sonra evi insanı"

hakan adanır

"biz incir ve ceviz gibi çiçeksiz meyve verenlerdeniz"

WordPress.com News

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.